 |
Ana Menü |
 |
 |
Spor Müsabakaları |
 |
|
Bugün, ülkemiz dünya enerji güvenliği açısından kritik önemdeki ülkelerin başında gelmektedir. Sahip olduğu istikrarlı yapı ve küreselleşmeye entegre olan yapısıyla belki de en sağlıklı olanıdır. Bugün Karadeniz, Güney Akdeniz ya da Hürmüz Boğazında doğabilecek bir sıkıntı da, Batı pazarlarına güvenli enerji ikmali için tek geçer yol, Türkiye olacaktır.
İlginçtir ki Türkiye’miz enerji bolluğu yaşayan ama siyasal olarak istikrarsız ve/veya güvenilmez ülkelerin bulunduğu bir coğrafyada bulunmaktadır: Rusya, İran, Irak, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri, hatta Türkmenistan ve Kazakistan gibi ülkeleri bu sınıfa koymak mümkündür.
Bununla beraber doksanlı yıllar ile beraber gelişen Çin ve Hindistan ile Güneydoğu Asya ekonomilerinin, Batılı ülkeler karşısına enerji talebinde rakip olarak ortaya çıkmaları da, enerji alanındaki Pazar kapma yarışının yeni bir boyuta girmesinin önünü açmıştır. O nedenledir ki bugün Türkiye üzerinden geçen Bakü-Tiflis-Ceyhan, Mavi Akım, Kerkük-Yumurtalık boru hatları ile geçmesi planlanan Samsun-Ceyhan ve NABUCCO projeleri Batı sisteminin enerji rekabetinde ayakta kalmasının anahtarları olmaya namzettirler. Bu nedenledir ki ülkemizin demokrasi ve zenginleşme ile beraber istikrarlı bir yapıya sahip olması hem Batılı ülkeler hem de Türkiye’mizin enerji talebi için açık şarttır.
Bugün Norveç, Kanada ve Romanya’yı saymaz isek enerji ihraç eden ülkelerin büyük bölümü otoriter yönetimlerin ve yoksulluğun pençesinde can çekişmektedirler. Nijerya örneğin diktatör bir yapının elinde, halkının can ve mal güvenliğinin sahipsiz kaldığı bir enerji ülkesidir. Venezüella yine belki bağımsız gibi gözükse de otoriter bir yönetim altında toplumsal sıkıntı içinde olan bir ülkedir. Irak ve diğer Körfez ülkeleri kendi vatandaşlarından korkan ve tehdit sayan ülkelerdir. Buna bir şekilde enerjinin kara yazısı da denebilir.
İşte, Türkiye’miz sahip olduğu demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve liberal siyaseti geliştirerek hem çevre ülkelerine hem de dünya enerji güvenliğine istikrar getirebilecek yegane ülkedir. Türkiye’nin oynayabileceği söz konusu rol, Türkiye’nin iç huzurunun ve enerji güvenliğinin de teminatı olacaktır. Açıktır ki enerji havzalarında artan gerilimler ve talep, enerji fiyatlarında anormal artışları da beraberinde getirmektedir. Bunun doğal sonucu ise Türkiye’nin enerji faturasında her geçen gün yansıyan artışlardır. 2002 yılında bir varil ham petrolün fiyatı 23,4 dolar iken Türkiye bunun yıllık faturası yaklaşık olarak 4,1 milyar dolar civarında oluyordu. Tuik’in 2007 yılı için yayınladığı istatistiklerde ise bu faturanın enerji fiyatlarındaki anormal artış neticesinde 11,8 milyar dolar ödemiştir ki bu bir varil ham petrolün ortalama 70 dolar olarak hesaplandığında elde edilen sonuçtur. Bugün bir varil ham petrolün 130 dolar civarında olduğu düşünüldüğünde, Türkiye için ortalama olarak 20 milyar dolarlık bir faturanın konacağını göstermektedir. GSMH’nin yaklaşık olarak % 5’lik kısmına denk gelen bu rakam, toplam ihracatımızın 5’te 1’ine denk gelmektedir. Mevcut rakamın büyüklüğü açıktır. Bugün enerjinin toplumsal dinamizmin ve refahın temek gereklerinden biri olduğu düşünüldüğünde, enerjide artan her fiyat baremi, insanlarımızın cebine de direk yansıyacaktır ki, bireysel gelirin, enerji fiyatlarıyla paralel artmadığı açıktır. O halde toplumsal huzurumuz için de enerji güvenliğimizi ve ilgili politikalara birincil derecede önem vermemiz gerekmektedir. Toparlayacak olursak:
1) Enerji güvenliği ve iletimi önümüzdeki yılların küresel güçleri için belirleyici olacaktır. Türkiye, demokrasi anlayışını geliştirir ve bireysel özgürlük alnını genişletirse, söz konusu dünyanın belirleyici aktörlerinden birisi olacaktır.
2) Türkiye muhakkak alternatif enerji kaynaklarını çoğaltmalı ve kendisine komşu bölgelerde enerji tarama ve çıkarma faaliyetlerine ağırlık vermelidir. Stratejik vizyonsuzluk nedeniyle 15-20 yılı boşuna harcadığımız çevre bölgemizde kendi enerji devimizi muhakkak kurmalıyız. Bizim niye bir Petrobras’ımız, Gazprom’umumuz olmasın? Bugün açıktır ki bir ülke için enerji güvenliği sosyal barış ve bağımsız bir dış politika için olmazsa olmaz şarttır. Bu nedenle Irak’ta ve özelde Irak’ın kuzeyiyle olan ilişkilerimizi terör kıskacından çıkararak daha geniş ve ortak çıkarlara dayanan bir vizyonu ortaya koymamız gerekmektedir. Söz konusu bölgedeki enerji rezervleri ile Türkiye’nin GAP ile hayata geçireceği atılım birleştirildiğinde bölgesel bir süper güç’ün temelleri atılmış olacaktır. Önümüzdeki yılların belirleyicileri enerji ve gıda fiyatları olacaktır. GAP ve Irak bu konuda hem bölgesel barış hem de toplumsal refah açısından önemli bir kaynaşma noktası olacaklardır. Bu yeni bir İPEKYOLU’nun da doğuşunu simgeleyecektir. Ülkemizin ve bölgemiz demokrasiyle, liberal özgürlüklerle, sosyal adaletle kucaklaşması da enerji ile kuracağımız ilişkinin sağlıklı olup olmamasına bağlı olacaktır.
Unutmayalım ki artık ucuz enerji yoktur. O nedenle enerji için yeni bir stratejik akıl ve politika geliştirmek zorundayız. Ülkelerin toplumsal sağlıkları, düzenleri ve gelişmeleri de bu kurulacak akıl ile paralel gelişecektir. O nedenledir ki ülkemizdeki bilim adamlarına acil çağrıda bulunarak, söz konusu bölgelere yakın üniversitelerimize, insan ve bilgi kaynağı donanımlı, HAZAR ARAŞTIRMALAR MERKEZİ ile KERKÜK İLMİ VE FENNİ ARAŞTIRMALAR MERKEZİ’nin kurulmasını önermekteyim. Kerkük, Musul ve Hazar bölgesi Türkiye’mizin geleceği açısından kilit öneme sahip olacağını görmemiz gerekmektedir. Kerkük ve Hazar’la hepimiz ilgilenmek zorundayız. Bu bölgeler tarihsel, kültürel ve ekonomik olarak akrabamızdır. Demokrasi, Güvenlik ve Zenginliğimiz yolu bu hattan geçmektedir. Türkiye’mizin kendisini dışa kapaması mevcut düzende intiharla eş anlamlı olacağı artık görülmelidir.
Büyük Türkiye Gerçek olacaktır.
Türkiye elbette Büyüyecektir.
Metin Külünk
30.05.2008
|
|
|
 |
Yönetici Girişi |
 |
 |
HAKAN |
 |
|
DENEME HAKANS SNDANAND
ADFASDFASKDF AKSDKFASDKF AKSD
|
|